Aşık Şaiir Fethi KADIOĞLU

FETHİ KADIOĞLU’NUN HAYATI ETRAFINDA\r\nA) BABASININ TARAFI\r\n\r\nBÜYÜK DEDESİ: FEVZİ EFENDİ\r\n\r\nDoğum ve ölüm tarihi bilinmemektedir, mezarı Dinek’tedir.\r\n\r\nBÜYÜK DEDESİ: KADI HALİL EFENDİ\r\n\r\n1787-1902 yılları arasında yaşamıştır. Döneminde kadılık yaptığı için bu lâkabı aldığı söylenmekte ise de bu hususta açıklayıcı bir bilgiye ulaşılamamıştır. Bozkır’da Gederet’ten Seyidler lâkabıyla tanınan ailenin kızı Ayşe (1787-1902) ile evlenen Kadı Halil efendinin bu evlilikten dokuz çocuğu (Emine hanım, Alime hanım, Keziban hanım, Anakız hanım, Şemsi hanım, Havva hanım, Mehmet Derviş efendi, Hüseyin efendi) olmuştur.\r\n\r\nHAZRETİ HIZIR VE AMCASI MEHMET DERVİŞ EFENDİ*\r\n\r\nKadı Halil efendi Dineksaray (Dinek)’da çift sürerken yanına baba yiğit bir delikanlı gelir ve Algaran’a nasıl gideceğini sorar. Çünkü o günlerde Çarşamba çayı çok coşkun akmaktadır. Kadı Halil de bu umulmadık misafirine yolunu tarif eder, tam bu sırada yolcu:\r\n“Baba, senin erkek çocuğun yok mu? Bu yaşta çift sürüyorsun, sana yazık değil mi?” der.\r\nBu söz karşısında Kadı Halil efendi içini çeker ve:\r\n“Oğlum, Allah bana bir oğlan vermedi, yukarıdaki ve şu gördüğün köylere de kızları gelin ettim, şimdi ise evde bir Köroğlu Ayvaz kaldık.” der.\r\nBunun üzerine yolcu:\r\n“Baba şu elmanın yarısını sen, yarısını da hanımın yesin Allah sana dokuz ay sonra bir erkek çocuğu verecek, çocuğun adını ben gelirsem veririm, gelemez isem sen korsun” diye sıkı sıkı tembih eder ve yoluna devam eder.\r\nBunun üzerine Kadı Halil efendi:\r\n“Sağ ol” der ve gence gece gündüz dua eder.\r\nArdından öküzleri çiftten salan Kadı Halil efendi, Dinek köyüne gelir. Durumu eşi Ayşe hanıma anlatır. Ayşe hanım sabırla beyini dinledikten sonra:\r\n“Hay! Kadı koca ben ana hâlinden kesileli on seneyi geçti, bundan sonra Allah bana kırmızı postallı bir oğlan verse istemem, baksana benim yaşım nereye vardı?”der.\r\nNeyse gel zaman git zaman Ayşe hanım hamile kalır. Vakti saati gelince de Kadı Halil ve Ayşe çiftinin bir oğlu dünyaya gelir. Erkek çocuğun doğumu üzerine kurbanlar kesilir, pilavlar pişirilir, Dineksaray (Dinek) köyünün tamamı bu ziyafete davet edilir. Yemekler yenilir, ayranlar içilir, dualar edilir ancak Kadı Halil efendi adı verecek olan kişiyi bir türlü göremez ve çocuğun adını Mehmet Derviş (1849-1914) koyar.\r\n\r\n\r\n\r\nDEDESİ KÖSE HÜSEYİN EFENDİNİN DOĞUMU\r\nHüseyin efendi dünyaya geldiğinde Kadı Halil ve Ayşe hanım 68 yaşlarındadırlar. Günün birinde Ayşe hanım kocasına:\r\n“Kadı koca, benim karnımda bir vurma var.” der.\r\nKadı Halil efendi de:\r\n“Hanım Allah bilir amma bu çocuk olmasın.” der.\r\nÇok geçmeden de çiftin oğlu olur. Doğan çocuk çok derli toplu olmanın yanında boylu boslu da birisidir. Bütün halk köşede uzun uzadıya (kösülerek) yatan bu çocuğu gördükleri için ona Köse Hüseyin adını korlar.\r\nKöse Hüseyin efendi ilk evliliğini Bozkır ilçesinin Gederet köyünden Fatma (1860-1900) hanımla yapar. Çiftin bu evliliğinden üç çocukları (Seyit, Rabia, Süleyman) dünyaya gelir. Köse Hüseyin efendi eşinin ölümü üzerine ikinci evliliğini Hadim ilçesinin Eğisse köyünden (beldesinden) Ellemlerden Emine ile yapar. Köse Hüseyin, Emine çiftinin bu evlilikten iki çocukları (Mehmet, Fadime) dünyaya gelir.\r\n\r\nBABASI: SEYİT SARUHAN\r\n1881 yılında Dinek kasabasında doğan Seyit Saruhan 1968 yılında aynı yerde vefat etmiştir.\r\n\r\nÜVEY ANNESİ: ESME SARUHAN\r\nMehmet ve Halime* çiftinin kızları olan Esme 1890 yılında Dinek köyünde (kasabasında) dünyaya gelmiştir. Ailesinin karşı çıkmasına rağmen Esme hanım Seyit Saruhan’la kaçar. Esme ve Seyit Saruhan çiftinin evliliklerinden Sefer, Sadiye, Halime, Döndü adlarında biri erkek üçü kız dört çocukları olur. Esme Saruhan 1931 yılında vefat etmiştir.\r\n\r\nANNESİ ŞERİFE SARUHAN\r\nEsme hanımın vefatından sonra üç çocuğu ile birlikte kalan Seyit Saruhan Şerife hanımla evlenir. Bu evlilikten Esme (1934), Muzaffer (1938-1990), Fethi (1941) Ali Haydar (1950) adlarında dört çocukları dünyaya gelir.\r\n\r\nBABASI SEYİT SARUHAN’IN KARDEŞLERİ\r\nRabia Koçak: 1893 yılında dünyaya gelen Rabia, Alıssa (Yenimetçit) köyünden Kâmil Koçak ile evlenir. Rabia ve Kâmil çiftinin bu evlilikten bir çocukları dünyaya gelir. Rabia Koçak 1957 yılında vefat eder.\r\nGazi Süleyman Saruhan: 1898 yılında dünyaya gelen Süleyman Saruhan, İstiklâl Savaşına katılmış, çeşitli cephelerde savaşmış bir gazidir. Gazi Süleyman Saruhan Cennet ve Şerife adında iki hanımla evlenir. Gazi Saruhan, 1980 yılında vefat eder.\r\nMehmet Saruhan: 1907 yılında dünyaya gelen Mehmet Saruhan, 1965 yılında vefat etmiştir. Döndü-Mehmet Saruhan çiftinin altı çocukları dünyaya gelmiştir.\r\n\r\nFETHİ KADIOĞLU KİMDİR?\r\n\r\nSeyit ve Şerife çiftinin üçüncü çocuğu olarak 30.12.1941 tarihinde dünyaya gelen Fethi Kadıoğlu’nun çocukluğu yokluklar içerisinde geçmiştir. Kendi ifadesiyle bir “tavuk kümesi” içerisinde yaşayan ailenin altıncı çocuğu sadece yoklukla savaşmaz, onun başına bir felaket daha gelir. 5-6 yaşlarında arkadaşlarıyla oyun oynayan Fethi’nin bir düşme anında kalçası çıkar. O günün şartlarında pek çok hacıya, hocaya, kırıkçıya, çıkıkçıya götürmelerine rağmen iyileşemez ve kalçasından sakat kalır.\r\n\r\nÖĞRENİMİ\r\n7 yaşında ilkokula kaydolan Fethi, üçüncü sınıfa kadar başarılı bir şekilde geçer. Okuma yazma ve matematik gibi derslerde de başarılı olan Fethi’ye, ne olduysa uzunca bir süre üçüncü sınıfta okumak zorunda kalır. Belirli bir yaşa geldikten sonra günün birinde öğretmeni Fethi’ye; “Sen artık büyüdün, okula gelme, seni okuldan çıkardık.” der. Fethi de bu duruma başlangıçta çok sevinir.\r\nAncak ilerleyen yıllarda okuma-yazmanın önemine anlayan Fethi, kendi kendine okuma ve yazmayı öğrenir.\r\n\r\nASKERLİĞİ\r\nFethi Kadıoğlu, 1961 yılında Amasya’da başladığı askerlik görevini Kahraman Maraş ilimizin Pazarcık ilçesi askerlik şubesinde özürlü olduğu için sekiz ay süren askerliğini tamamlar.\r\n\r\nEVLİLİĞİ\r\nAskerlik çağına geldiği günlerde beldesi Dinek’ten bir kıza âşık olan Fethi Kadıoğlu uzun süre bu sevda ile yanar tutuşur. Belki de âşıklığında etkili olacağını zannettiğimiz ilk yanık türküleri, bozlakları bu dönemde okumaya başlar. Ancak gerek ailesi gerekse diğer faktörler Fethi Kadıoğlu’nun bu evliliğine izin vermez.\r\nAskerlik dönüşü bir süre daha bu sevdasını devam ettiren Fethi Kadıoğlu, gönül sevdasının gerçekleşmemesi üzerine yeni kapılar çalmaya başlar. En sonunda ailesi ona, Alıssa (Yenimetcit) köyünden bir kız (Fadim Şimşek, 14.12.1946 doğumlu) bulur. Kendi ifadesiyle, “1.40 boyunda topaç gibi bir kızla” 17. 5.1964 tarihinde evlenir.\r\n\r\nİŞİ:\r\nÂşık Fethi Kadıoğlu çiftçi bir ailenin çocuğu olmasından dolayı onun ilk işi de çiftçiliktir. Ancak onun gözü toprakta olmayıp sazda sözde ve memuriyettedir. İşte günün birinde Ankara Radyosunun verdiği; “Ses ve saz sanatkârı alınacak.” ilanını duyar ve hemen radyoya müracaat eder, ardından da radyo onu sınava çağırır. Ancak ailesinin rızasını alamadığından dolayı bu sevdası da suya düşer.\r\n1967 yılında İmar İskan Bakanlığının Ankara Sincan’daki, “İki Yüz Seksen Mesken Yurdu” projesinde işçi olarak çalışmaya başlar. Ancak fikrî münakaşa zamanla kavgaya dönüşür ve orada da dikiş tutturamayan Kadıoğlu oradan da ayrılır.\r\nAynı yıllarda Ankara Devlet Demir Yollarının Cebeci-Kayaş yol inşaatında çalışmaya başlar. Ancak burada da aradığını bulamayan Kadıoğlu 1970 yılında Seydişehir (Konya)’de Etibank Boksit Tesislerinde “silindir oparatörü” olarak göreve başlar. Fakat burada da başını belâdan kurtaramayan Kadıoğlu çok geçmeden Etibank Fabrikasının “kırmızı çamur” kısmına verilir. Burada Orhan Kutay Eğerci adlı bir mühendisin takdirini kazanan âşık Kadıoğlu, üç ay gibi kısa bir sürede, “boru montajı ve boru kaynakçısı” olur.\r\nHamisi durumundaki Orhan Kutay Eğerci’nin Etibanktan ayrılması üzerine Âşık Kadıoğlu’nun yine tadı tuzu kaçar. Yine tartışmalar, yine sürgün korkusu derken bir yıl geçer. Bir yılın sonunda kendi iş ekibini kuran Fethi Kadıoğlu’nun çok geçmeden yöneticileriyle arası iyice açılır. Daha fazla siyasî baskıya dayanamayan Fethi Kadıoğlu, 07. 11. 1975 yılında bu işinden de ayrılır.\r\nArdından memleketi Konya Çimento Fabrikasında çalışmaya başlayan Kadıoğlu, 15.12. 1976 tarihinde buradaki görevinden de istifa etmek zorunda kalır.\r\nErtesi gün (16.12.1976) Yatağanlar Makine Sanayiinde işe başlayan Kadıoğlu, en uzun çalışma dönemini bu iş yerinde yaşamıştır. Beş yılın sonunda oradan da ayrılan Kadıoğlu, Konya Şeker Fabrikasına girer. Fakat Kadıoğlu, yılını doldurmadan yine siyasî sebeplerle buradan da ayrılır. Artık devlet işlerinden bıkan Kadıoğlu çileli yolculuğuna bundan sonra at arabacılığı yaparak devam eder. Ancak Konya’nın büyümesi, şehrin at arabalarından arındırılması gibi sebeplerden dolayı tekrar doğup büyüdüğü Dinek’e dönmek zorunda kalır. Kasabada birkaç yıl bakkal dükkânı çalıştıran Kadıoğlu, burada dikiş tutturamayınca çobanlığa başlar. Bu arada sigorta pirimlerini kendi isteğiyle ödeyen Kadıoğlu, 1991 yılında SSK’dan emekli olur.\r\nHâlen Dinek kasabasında “topaç gibi eşi” ve kızıyla mütevazi evinde hayatını devam ettirmektedir.\r\n\r\nSARUHAN SOYADI KADIOĞLU OLUYOR\r\n1978 yılında kardeşleriyle arasında çıkan küçük bir tartışmadan sonra Fethi Saruhan, Çumra Asliye Hukuk Mahkemesine başvurur ve Saruhan olan soyadını Kadıoğlu’na çevirtir. Kadıoğlu soyadını almasının bir başka sebebi de Kadılar oymağının unutulmasını önlemek içindir. Yine kendi ifadesiyle; “Şiir yazdığım için kendime bir mahlas almam gerekiyordu, Kadıoğlu da hoşuma gidiyordu, bu sebepten Saruhan soyadını terk ettim ve Kadıoğlu adını aldım.” diyor.\r\n\r\nB) ANNESİNİN TARAFI\r\n\r\nBÜYÜK DEDESİ BOZ HASAN EFENDİ\r\nDoğum ve ölüm tarihi hakkında bilgi elde edilememiştir.\r\n\r\nBÜYÜK DEDESİ AHMET EFENDİ\r\nDoğum ve ölüm tarihi hakkında bilgi bulunamamış olup Teslime adında bir hanımla evlendiği tespit edilmiştir.\r\n\r\nBABASI HAYDAR EFENDİ\r\n1888 yılında dünyaya gelen Haydar efendi çok genç denilebilecek bir yaşta 1916 yılında Yemen savaşlarında şehit olmuştur. Askere gitmeden önceki hayatı hakkında bilebildiğimiz cesur bir adam oluşuyla ilgili olanlardır. Ona, “diri öküzden gön yüzen” diye hitap edilir. Olayın nasıl olduğunu anne ve basına soran şair Kadıoğlu şunları anlatır:\r\n“Dedemi Dinek’te bostan bekçisi tutarlar, bu sırada da ayağındaki çarığı eskimiş. Bostan tarlasına dadanan bir öküz de her gün bostana zarar verirmiş. Günün birinde tekrar bostana gelen öküzü dedem tutar ve başından ağaca sıkı sıkıya bağlar, ardından da bir çarık çıkarılabilecek derinin yerini keskin bir bıçakla çizer. Bir miktar deriyi açtıktan sonra o kısmı bir ağacın dalına bağlar ve öküzün ipini keser. Öküz can havliyle kaçarken çarıklık deride dalda kalır.”\r\nİki metre boyunda, yaklaşık 120 kilo ağırlığındaki genç Haydar iki kardeş olup ikisi de Yemen’de şehit düşmüştür.\r\n\r\nANNESİ ŞERİFE HANIM\r\nHaydar, Yemen’de şehit düşünce ailenin kız çocuğu Şerife de öksüz kalır. Şerife’ye bundan sonra:\r\n1. Çolak Mehmet sahip çıkar.\r\n2. Âlim Kadın diye bilinen bir kadın sahip çıkar.\r\n3. Döne Hoca diye bilinen bir kadın sahip çıkar.\r\n4. Deli Hasan diye bilinen bir bey sahip çıkar.\r\n5. Döne Hoca diye bilinen kadın ikinci defa sahip çıkar.\r\n\r\nŞERİFE VE ÇAKIR HASAN’IN EVLİLİĞİ\r\nDöne Hoca lakaplı kadın 13-14 yaşlarına gelen Şerife ile yanında hizmetli olarak çalışan Çakır Hasan’ı evlendirir. Bu evlilikten iki çocuk (Mustafa, Haydar) dünyaya gelir. Aynı yıllarda (1931) Çakır Hasan vefat eder. Bunun üzerine Şerife hanım iki yetimiyle kalır. Bu arada Mustafa bir kuzu çobanının (Hacı Mehmet) vurduğu taşla ölür.\r\nŞERİFE VE SEYİT SARUHAN’IN EVLİLİĞİ\r\nŞerife hanımın kocasının, Seyit beyin hanımının ölmesi üzerine akraba ve dostların da araya girmesiyle bu evlilik gerçekleşir. Böylece Seyit Saruhan 125 dönüm tarlaya, eve barka sahip olur. Ancak şair Kadıoğlu’nun anlattığına göre yetim Haydar başlangıçta üvey babasından pek çok sıkıntı görür. Haydar 16 yaşına geldiği zaman Seyit Saruhan eski eşinden kızı Halime ile onu nişanlar. Ancak çok geçmeden delikanlı ölür.\r\n\r\nHAKKINDA YAPILAN YAYINLAR\r\nFethi Kadıoğlu’nun şiirleri Yeni Meram (Konya), Konya Postası (Konya), Türkiye Gazetesi (İstanbul), Türk Edebiyatı Dergisi (İstanbul), TÜRKAV Dergisi (Konya)’nde yayımlanır. Bunların dışında:\r\nSaim Sakaoğlu, Konya Üzerine Şiirler, Konya 2002.\r\nNot: 430-432 (iki şiiri).\r\nBayrak Şiirleri Güldestesi, Elazığ 1999.\r\nNot: 99-101 (üç şiiri)\r\n\r\nKATILDIĞI RADYO VE TELEVİZYON PROĞRAMLAR\r\nKanal I (Konya), Ülkü Tek (Konya), Cumra Radyo Tek (Çumra)’de şiir ve şair hakkında konuşmalar yapar, şiirlerinden örnekler okur.\r\nALDIĞI ÖDÜLLER\r\n\r\nYazarlar Birliği Konya Şubesi ve Meram Belediye Başkanlığının ortaklaşa düzenlediği, “Konyalı Şairler Gecesine” katılmış ve şiiri ödüle lâyık görülmüştür.\r\nÇumra Radyo Tek’in açmış olduğu şiir yarışmasına katılmış ve yarışmanın sonucunda birinci olmuştur.\r\n1999 yılında Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti ve Elazığı Kültür Müdürlüğünün düzenlemiş olduğu “Hazar Şiir Akşamları”na katılmasına rağmen orgnanizedeki bozukluğu protesto ederek şiirini okumadan memleketine döner.\r\n\r\n\r\n\r\nEserleri:\r\n\r\nAğlayan Bayrak, Konya, 2004.\r\n\r\n\r\n\r\nÖrnek Şiirleri:\r\nAğlayan Bayrak\r\nBir bayrak gördüm ki göz yaşı döker\r\nŞehidim mezardan kalkmış da öper\r\nBayrağım bir kahpe üstüne örter\r\nKim ne derse desin vermeyeceğim\r\n\r\nVatan için aktı bak bunca terim\r\nBayrak nöbet tutar subayım erim\r\nO kahpeye vatan haini derim\r\nÇekilmiş kılıncım girmeyeceğim\r\n\r\nBağrımda yanan da sönmeyen közüm\r\nVatan aşkı ile tutuşur özüm\r\nAt sırtında geçti yaz ile güzüm\r\nGök yüzünde durup inmeyeceğim\r\n\r\nGök yüzü bulutlu şimşekler çakar\r\nDedem mezarından doğrulmuş bakar\r\nBayrak der de babam yakamı tutar\r\nAcım büyüktür de gülmeyeceğim\r\n\r\nYedi ceddin sana verdiği kanı\r\nDost ile düşmanı gel yavrum tanı\r\nBabam bayrak şeref diyordun hani\r\nTufan gibi esip dinmeyeceğim\r\n\r\nBabamla girmiştik şöyle bir bahse\r\nBayrağıma vatan haini değse\r\nBoynunu bayrağım şöyle bir eğse\r\nVurunca alnından sormayacağım\r\n\r\nOndokuz Mayıs’ta Samsun’a çıkar\r\nO masmavi gözde şimşekler çakar\r\nBayrak için kanım sel olmuş akar\r\nVerdiğim sözlerden dönmeyeceğim\r\n\r\nKadıoğlu’m verdim ben sana hayat\r\nSancağı şerifte yazılı ayet\r\nBir hain üstüne bürünse şayet\r\nİntikam almadan ölmeyeceğim\r\n\r\n27.02.1989\r\n———————————–\r\n\r\nYenilmez Aslan\r\n\r\nKükredi aslanlar meydana daldı\r\nDüşman ordusuna velvele saldı\r\nKırıldı kafirler meydanda kaldı\r\nİşte toy düğün kuruldu burada\r\n\r\nKüllendi Türklük’ün sönmedi özü\r\nDedem şehit düştü babamsa gazi\r\nHaçlılar’ın leşi bak dizi dizi\r\nSakın alçakları uğratman yurda\r\n\r\nSürüyle köpekler saldırdı kurda\r\nŞehidim kefensiz yatarken yerde\r\nDurma çalış muhtaç olma namerde\r\nO acı kuvvetin durdukça sende\r\n\r\nYetişir imdada kırklar yediler\r\nBir zaman Türkler’e öldü dediler\r\nVatanımı baştan başa sardılar\r\nArkandan da imdat geliyor yolda\r\n\r\nCihadı farz bildik taktık busadı\r\nHain kafir kanına mı susadı\r\nKılıçlara vurduk bizler masadı\r\nVatan aşkı sönmez tutuşur bende\r\n\r\nAllah Allah diye eyledik hücum\r\nBin kafire yeter inan ki gücüm\r\nToy düğün yapar mı anamla bacım\r\nAlınacak öcüm var iken sende\r\n\r\nSabanı bırakıp gittim savaşa\r\nYa şehitlik ya gazilik ulaşa\r\nKadıoğlu’m yiğitlerim vuruşa\r\nBir Bayram yapalım düşmanı yende\r\n\r\n25.04.1989\r\n———————————–\r\n\r\nDörtlük\r\n\r\nsıdk ile ilime sarılmayınca\r\ncehalete zincir vurulmayınca\r\nkadıoğlu derki yorulmayınca\r\ninsanoğlu senin ne hükmün kaldı

Tags:

  fethi kadıoğlu  
Bu yazı İz Bırakanlar/ İlerigelenler kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir